Bir ağacın gölgesinde olmak gibi değildir,
Bir insan gölgesinde yaşamak...
Ağacın oksijeni hiç bitmez,
Serinliği, koruması, kokusu...
Ama gölgesinde olduğun insan
Bir çekiliverirse, kala kalırsın
gözlerine ışık vurmuş gibi ...
Durgun bir deniz ,
Aynı karanlık su dibi...
Bırak ağaç gölgen olsun sen istediğinde
Kimsenin kölesi olma
Onlar istedi diye...
27 Haziran 2014 Cuma
24 Haziran 2014 Salı
Yolun sonunda bir baraka...
Sesleniyoruz..
Ve bir daha...
Neden sonra içeriden bir ses geliyor korkarak...
Korkma biziz diyoruz...
Gıcırdayarak kapı aralanıyor, aralıktan bakan bir yüz görüyoruz
Hayli hüzünlü hayli harap...
Kapıyı aniden kapatıyor , bekliyoruz sabırlıca ...
Nihayet açıyor artık , korkuyu yenmiş,
hoşgeldiniz diyen bir yüz , anlamak biraz zor...
Hastalığı beyninden, yüzünde deformasyon , sesinde yılların acısı var
Hem zor durumda, hem çok hasta...
Kendi durumu ne derece zor da olsa da, yine onu düşünüyor...
Canını ...
bir gazete de oğlunun fotoğrafı olduğunu söylüyor
Hızlıca karıştırdığı gazetelerden buluyor fotoğrafı...
Bir grup genç arasında , futbol takımı içinde yakışıklımı yakışıklı bir çocuk...
Ve sonradan ona ait olduğunu öğrendiğim bir kitap duruyor yerde
" sevmek herşeydir"
"Oğluma sahip çıkılsın " , " futbolcu olsun" diyor...
Mutfakta yarım bardak çay ve birkaç zeytin tanesi...
Yarım kalmış bir Menemen , ama yıkanmış düzenli tabaklar...
Dağınık bir oda , belli ki çok önceden toplamaktan vazgeçilmiş
Ama içinde bir bunca yaşam zorluğuna rağmen
Bir babanın isteği , sadece oğlunun geleceği... Onun
İçin canını bile hiçe sayan bir baba ne büyük nimettir...
Yaşarken öğreneceğimiz ne çok şey var, karşımıza neyin çıkacağını kim bilebilir? Benim bir şansım oldu...
Bu evden bir şey öğrendim , iki kelime...
Sevmek herşeydir...
Sesleniyoruz..
Ve bir daha...
Neden sonra içeriden bir ses geliyor korkarak...
Korkma biziz diyoruz...
Gıcırdayarak kapı aralanıyor, aralıktan bakan bir yüz görüyoruz
Hayli hüzünlü hayli harap...
Kapıyı aniden kapatıyor , bekliyoruz sabırlıca ...
Nihayet açıyor artık , korkuyu yenmiş,
hoşgeldiniz diyen bir yüz , anlamak biraz zor...
Hastalığı beyninden, yüzünde deformasyon , sesinde yılların acısı var
Hem zor durumda, hem çok hasta...
Kendi durumu ne derece zor da olsa da, yine onu düşünüyor...
Canını ...
bir gazete de oğlunun fotoğrafı olduğunu söylüyor
Hızlıca karıştırdığı gazetelerden buluyor fotoğrafı...
Bir grup genç arasında , futbol takımı içinde yakışıklımı yakışıklı bir çocuk...
Ve sonradan ona ait olduğunu öğrendiğim bir kitap duruyor yerde
" sevmek herşeydir"
"Oğluma sahip çıkılsın " , " futbolcu olsun" diyor...
Mutfakta yarım bardak çay ve birkaç zeytin tanesi...
Yarım kalmış bir Menemen , ama yıkanmış düzenli tabaklar...
Dağınık bir oda , belli ki çok önceden toplamaktan vazgeçilmiş
Ama içinde bir bunca yaşam zorluğuna rağmen
Bir babanın isteği , sadece oğlunun geleceği... Onun
İçin canını bile hiçe sayan bir baba ne büyük nimettir...
Yaşarken öğreneceğimiz ne çok şey var, karşımıza neyin çıkacağını kim bilebilir? Benim bir şansım oldu...
Bu evden bir şey öğrendim , iki kelime...
Sevmek herşeydir...
Adam uzun yıllardır tiyatro yapıyordu
en iyi yapabildiği şeydi bu
Bir gün fark etti ki oynadığı yüz kendi yüzü değildi
Yere çömeldi dizlerinin üstüne çöktü ve
Çıkarttı yüzündeki gülen maskeyi , yıkadı astı
yarına kuruması gerekiyordu
Düşünceli ve birazda hüzünlü gerçek yüz gelecekten endişeliydi
Masanın başına geçti ve önündeki kağıda yeni bir yüz çizmeye başladı
Aslında olması gereken çizdiğin yüzleri oynamak mı?
Yoksa yüreğinden gelen sese kulak verip onu dinlemek mi?
Önce yüreğiyle duymalı insan, kulaklar sonradan gelir...
Takma maskeyi güzelim yüzüne,
Nasıl olsa düşecek,
Yerçekimi denen birşey var !
en iyi yapabildiği şeydi bu
Bir gün fark etti ki oynadığı yüz kendi yüzü değildi
Yere çömeldi dizlerinin üstüne çöktü ve
Çıkarttı yüzündeki gülen maskeyi , yıkadı astı
yarına kuruması gerekiyordu
Düşünceli ve birazda hüzünlü gerçek yüz gelecekten endişeliydi
Masanın başına geçti ve önündeki kağıda yeni bir yüz çizmeye başladı
Aslında olması gereken çizdiğin yüzleri oynamak mı?
Yoksa yüreğinden gelen sese kulak verip onu dinlemek mi?
Önce yüreğiyle duymalı insan, kulaklar sonradan gelir...
Takma maskeyi güzelim yüzüne,
Nasıl olsa düşecek,
Yerçekimi denen birşey var !
Şehrin tam ortasında , sanki bir o kadar da dışında gibi bir baraka çıktı karşımıza...
Kapının önünde yani yolun kenarında bir masa , bir kaç sandalye ,
bir kanepe ve masanın üzerinde buket buket, saksı saksı çiçekler,
yanındaki ağacın üzerine kondurulmuş plastik çiçekler...
Her yer o kadar iç açıcı ve güzel ki...
Yaşam alanlarını burası yapmışlar, zira evin içi girilemeyecek halde...her yer, sigara izmaritleri... Yaşamdan anladığı tek şey buymuş kendince...
Bembeyaz kabarık saçlı bir bayan sandalye de başı önüne eğik oturuyor ,
hiç konuşmuyor, belki de fotoğrafını çekiyorum diye bana kızabilir düşüncesindeyim...
Yanında eşi , onun gözlerinin bebeklikten beri görmediğini ,
kulaklarının ağır işittiğini söylüyor, biraz anlıyorum ama yine de onunla konuşmak istediğim halde bir türlü cesaret edemiyorum
çok sert duruyor , belki de kendini böyle koruyor...
Etrafı fotoğraflarken, yoldan geçen bisikletli bir adam " Sevim abla nasılsın " diye bağırıyor ...
Adamın sesini duyan Sevim abla, aniden başını kaldırıyor , sert bakışları yumuşuyor, oldukça kalın olan sesiyle gülerek ,
" iyiyim, unutmadın di mi? " diye soruyor,
"Unutmadım , aynısından mı? " diyor adam...
"Evet, valla götürüyorum..." Diyor ve gülüyor...
Ben şaşkınım bir o kadar da mutlu...
Hemen fotoğraf çekmeyi bırakıp sohbete başlıyorum , Sevim ablayla...:)
" saçların ne kadar güzelmiş" diyorum seslice...
" sağol " diyor " bak aklında bulunsun " diye devam ediyor...
" çay içtikten sonra, dibinde kalan çayla saçlarımı ıslatıp tarıyorum önceden çok dökülürdü, artık dökülmüyor"
Gülüşüyoruz, "ama bileziklerin de çok güzel sana çok yakışmış" diyorum
" ama altın değil bunlar ,olsun yine de takıyorum" diyor...
Evini temizlemeye gelen gönüllü öğrenciler le öyle güzel vakit geçirmiş ki,
" hiç gitmelerini istemedim , onlar varken sigara içmeyi bile unutmuşum" diyor dalgın bir duruşla,
günde kaç paket içtiğini soramadım ama eşi 5 paket olduğunu söyledi...
Artık ayrılmamız gerekiyordu, " hoşçakal" dedim , " yine gelirmisiniz ? " dedi
" geliriz inşallah " dedim , getirdiğimiz meyvayı verirken" ne gerek vardı? Siz geldiniz ya bu yeter di " dediler...
Bu derece güzel gönüllü insanlar olduğu için Allahıma şükrettim...
Önemli olan gönül gözünün açıklığıymış,
Göz olanı görür sadece...
Kapının önünde yani yolun kenarında bir masa , bir kaç sandalye ,
bir kanepe ve masanın üzerinde buket buket, saksı saksı çiçekler,
yanındaki ağacın üzerine kondurulmuş plastik çiçekler...
Her yer o kadar iç açıcı ve güzel ki...
Yaşam alanlarını burası yapmışlar, zira evin içi girilemeyecek halde...her yer, sigara izmaritleri... Yaşamdan anladığı tek şey buymuş kendince...
Bembeyaz kabarık saçlı bir bayan sandalye de başı önüne eğik oturuyor ,
hiç konuşmuyor, belki de fotoğrafını çekiyorum diye bana kızabilir düşüncesindeyim...
Yanında eşi , onun gözlerinin bebeklikten beri görmediğini ,
kulaklarının ağır işittiğini söylüyor, biraz anlıyorum ama yine de onunla konuşmak istediğim halde bir türlü cesaret edemiyorum
çok sert duruyor , belki de kendini böyle koruyor...
Etrafı fotoğraflarken, yoldan geçen bisikletli bir adam " Sevim abla nasılsın " diye bağırıyor ...
Adamın sesini duyan Sevim abla, aniden başını kaldırıyor , sert bakışları yumuşuyor, oldukça kalın olan sesiyle gülerek ,
" iyiyim, unutmadın di mi? " diye soruyor,
"Unutmadım , aynısından mı? " diyor adam...
"Evet, valla götürüyorum..." Diyor ve gülüyor...
Ben şaşkınım bir o kadar da mutlu...
Hemen fotoğraf çekmeyi bırakıp sohbete başlıyorum , Sevim ablayla...:)
" saçların ne kadar güzelmiş" diyorum seslice...
" sağol " diyor " bak aklında bulunsun " diye devam ediyor...
" çay içtikten sonra, dibinde kalan çayla saçlarımı ıslatıp tarıyorum önceden çok dökülürdü, artık dökülmüyor"
Gülüşüyoruz, "ama bileziklerin de çok güzel sana çok yakışmış" diyorum
" ama altın değil bunlar ,olsun yine de takıyorum" diyor...
Evini temizlemeye gelen gönüllü öğrenciler le öyle güzel vakit geçirmiş ki,
" hiç gitmelerini istemedim , onlar varken sigara içmeyi bile unutmuşum" diyor dalgın bir duruşla,
günde kaç paket içtiğini soramadım ama eşi 5 paket olduğunu söyledi...
Artık ayrılmamız gerekiyordu, " hoşçakal" dedim , " yine gelirmisiniz ? " dedi
" geliriz inşallah " dedim , getirdiğimiz meyvayı verirken" ne gerek vardı? Siz geldiniz ya bu yeter di " dediler...
Bu derece güzel gönüllü insanlar olduğu için Allahıma şükrettim...
Önemli olan gönül gözünün açıklığıymış,
Göz olanı görür sadece...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)