23 Eylül 2016 Cuma

Annemin dilinden 28/şubat/2006

Hayatın kıyısındaki insanlar ya sağlıkla fışkırıp güneşe yüzünü dönerler,
Veyahutta yüksek bir dalganın içinde kaybolurlar...
Hayata tutunabilmek demek;
Dostunu düşmanını görebilmek ve
Hiç bir şeyi dert etmeden keyfine bakmak demektir...
Reyhan Tünay


Annem Reyhan Tünay' ın dilinden , kelimesine dokunmadan...


Canımın içi annemi kaybedeli bugün tam iki yıl dokuz ay oldu !
Bir gün oturduk beraber ve bana "yaz kızım " dedi...
Tarih: 23 .11.2005
Çocuk ve Genç olmak...

Ağacın dalları çocukluk,
Gövdesi gençlik,
Kökleri de yaşlılık kavramını taşır.
Yaşlılar, köklerin erişebildiği yerlerdeki sulardan beslenirler,
Ben de beslenerek ayağa kalkacağım...
Dünyanın varoluşundan bu yana geçirilen birçok evre vardır.
Çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık olarak tanımlanmıştır !
Gençlik bir kuşun kanat çırpışı gibi yok oluyor,
Çabuk geçiyor...
Çocukluk masumiyet,
gençlik delifişek ,
Yaşlılık da tüm bu evreleri geçirmiş
Bir enkazdır!
 
Bunları yazdırdıktan sonra son cümleye öyle bir güldük ki...
Bu cümleyi sevgiyle ve keyifle dillendirdi...
Şu an bu anıyı tekrar yaşadım ...
Yazmak anıları sağlamlaştırıyor,
Kaybolmuyorlar,
Sevdiklerimiz birer birer kayboluyor ama
Anıları hep bizimle yaşıyorlar...





17 Eylül 2016 Cumartesi

SEN

Kaldır başını gökyüzüne göreceksin
Kanatlanmış yüreğim gidiyor
Üzülme sen  ben ağlarım
Dizi dizi yaşlarım iniyor
Biraz sevgiyle
Bütün sevgisizlikler siliniyor
Tut elimi sakın bırakma
Tüm acılarım diniyor...
tubatünay
       
        KAYIP
       
        Ve umut ıslandı önce
        Bir mahkumun kanat açışımıydı bu rüzgara?
        Yoksa gözlerine inen perdemiydi?
        Bilemedi
        Çok ta irdelemedi
        Sessiz çekip giderken
        Geride  sadece kıyıya vuran düşünceleri vardı...

28 Ağustos 2016 Pazar




              Bu alaca karanlık insanı şair de yapar , katil de...
              Ben iyisi mi özgür olayım, dağlara şiirimi savurayım..
              tt

16 Ağustos 2016 Salı

         
Teker teker gittiler...
Sessizce ve aniden
Gümbür gümbür bir sessizlik içinde
Bedenleri  özgürce
Gönüller, gözgöze...

26 Temmuz 2016 Salı


FOTOĞRAF


unutulmuş bir fotoğraf gibiyim bugünlerde...
eskimiş kutuların içinde 
dolabın en köşesinde...
biri gelir, belki bulur düşüncesiyle
dolabı bekliyorum...
yanıbaşımda başka zamana ait anılar
bana geçen zamanları hatırlatıyorlar...
biri elimden tutuyor, 
birinde merdivenden düşüyorum...
kalabalığın içinde kalmışım 
kadraja girmek için uzanmışım...
birinde köşede sessizce ağlamışım...
pasta kesiyorum işte şimdi...
yavaş yavaş hayatımın anlamı azalıyor
sevdiklerim birer birer azalıyor...
hava soğuyor
üşüyorum
ve ayağım takılıyor düşüyorum

25 Temmuz 2016 Pazartesi

ADAÇAYI

Bir deniz kokusu aldı beni götürdü yine işte...
Asmanın altında annem babam kardeşlerim ve ben...
Erdekteyiz...
bir öğlen sıcağı...
limonata mı içsem diye düşünürken 
babam adaçayı içeceğini söylüyor
bir bardak sıcak su içinde bir dal adaçayı...
çok sevmesem de...
bana hep hatırlattığı
ailem olur nedense...
hayat küçük ayrıntılarda gizli
bir koku
bir ses
bir tat
hep götürmüyor mu anılara...
yaşanılan güzel günler şerefine,
herkese bir adaçayı benden...



KAĞIT KAYIK

Yaşamın elleri değmiyor artık ellerime...
sular çekilmiş gri bedenimden
kalabalığın içindeki yalnızlık
ruhumdaki dalgınlık
içimdeki dargınlık
biter mi sence?
karıncalanıyor beynim 
bilmiyorum
neyim...
neredeyim...
bir su birikintisinin ortasında
kağıt kayık gibiyim
üflesen gidermiyim...
bağlasan kalırmıyım...
tt



8 Temmuz 2016 Cuma

Bir ağacın gölgesinde olmak gibi değildir,
Bir insan gölgesinde yaşamak...
Ağacın oksijeni hiç bitmez,
Serinliği, koruması, kokusu...
Ama gölgesinde olduğun insan 
Bir çekiliverirse, kala kalırsın 
gözlerine ışık vurmuş gibi ...
Durgun bir deniz ,
Aynı karanlık su dibi...
Bırak ağaç gölgen olsun sen istediğinde 
Kimsenin kölesi olma 
Onlar istedi diye...
tt

5 Temmuz 2016 Salı

   Ne kadar içindeysek , büsbütün dışındayız...
   tt

 
 

13 Haziran 2016 Pazartesi

KURABİYEM
Bugün ailemin bir çınarı daha yıkıldı
Çocukluğumun kurabiye kokusu...
Telli dolapta saklanan ve geldiğimizde kırıntısı bile kalmayan
Kurabiyeleri yapan eller ...
Melahat teyzem ; annemin teyzesi , benim meloşum...
Eyüp ' te çok dik bir yokuşta bir apartman
Toprak bir alana bakan küçük bir balkon
Ve yarısı içerde yarısı dışarda oturan
Balkon müdavimleri canlarım...
Dolapta saklanan ojeleri ,
Minik çeşit çeşit bibloları
Benim yaktıgım divan örtüsü...
O kadar küçük bir salonda
Öyle büyük bir kalabalıkla yaptığımız kahvaltılar...
Önemli olanın mekan değil , sana can veren insanlar
Olduğunu henüz anlayamadığım yıllar...
Şimdi annem ,babam ,anneannem ,dedem karşıladı onu
Güzel yeşil diyarlarda...
Yeni bir balkon,
Yeni bir kalabalık,
Ve yine bir bekleyiş...
Bitmeyecek
Çünkü hayat bir oyun
Bu oyuna giriyoruz...
Oynuyoruz...
Ve çıkıyoruz...



4 Haziran 2016 Cumartesi



    An

    
     Yaşam bir sinek vızıltısı
     Hızla geçip giden önümüzden
     Bir türlü anlayamadığımız !..
     Tam yakaladığımızı zannederken
     Boş kalan ellerimize hüzünlü bakışımız...
     Bazen rüzgarıyla burdayım dediğini 
     Duyar gibi olduğumuz, 
     Bazen de girdabına kapıldığımız halde
     Farkına varamadığımız...
     Yine de aramaktan vazgeçmediğimiz
     Sesimiz...
     Sessizliğimiz...
     Kalabalık içinde tek oluşumuz...
     Ama hep özgürlüğe kanatlanışımız... 

     tubatünay

22 Mart 2016 Salı

Caddeler yerlere düşmüş maskelerle dolu...
Ayağım takılıyor kirli yüzlere. ..
tt

15 Mart 2016 Salı

Mideyi doldurmaktan, ruhu doyurmaya fırsat bulamıyoruz...

ÖZLEM
Sararmış fotoğraflar içinde dolaştı gönlüm
Çocukluğum ile doldu taştı gözlerim
Elma ağaçlarının tepesinde
Babama görünmemek için döktüğüm terler
Görse kimbilir ne der
Korkusu...
Annemin poğaçası, çaylı keki...
Tümü yüreğimden akan gözyaşları sanki...
Güneşin ısıttığı İncir ağacının tozlu yaprak kokusu
Taze nanenin sarhoşluğu...
Tavukların peşinde koşarken düşürdüğüm terliğim:)
Anneannemlerin komşu çocuğu yakışıklı mı diye bakarken
Üç metreden düştüğüm maydanoz bahçesi...
Zil çalarak geçen yoğurtçudan
evde yoğurt olsa bile almak için yalvarmak...
Çocukluğumun küçük lolipopları:)
Evde huzur varken,
Sevdiklerin yanındayken,
Kahkaha sesleri ile doluyken hayat güzel...
İçinde sevgiyi gerçekten barındırıyorsan sana bayram,
Gönülden seviyorsan sana bayram,
Huzurlu sağlıklı olduğuna şükrediyorsan sana bayram,
Elinde tek bir şekerin varsa bile onun tadını alabiliyorsan sana bayram,
Gözlerin görüyorsa , elin tutuyorsa,
Üstünden geçen leylek sürüsünü görebiliyorsan sana bayram,
İstediğin kadar çoğalt bunları...
Yeter ki gönlünde sevgiyi azaltma !
tt
NEFES

Yaşlanmak demek , yaşamak demek
Yaşamak demek yaş almak, demek
Her an bir çizgi katıyorsa yüzümüze
Aslında bu nefes almak demek...

25 Şubat 2016 Perşembe

YALNIZCA BİR GÜN

Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Bir gün, yalnız kalırsan anlarsın...
Anneannenin kendi de pişerek hazırladığı yemekleri
Dedenle yaptığın bahçe çitlerini hatırlarsın...
Bilemediğinde sorunun cevabını, babana koşarsın
Annenle, herşeyini paylaşırsın...
Çünkü onlar büyükler...
Çünkü onlar herşeyi istinasız bilirler...
Çünkü onlar, bildiklerini öğrettikleri için büyüktürler...
Onlardan öğrendik sevgiyi
Saygıyı , korumayı ve güçlü olmayı...
Sonra , arkadaşlar edindik
Birlikte ip atlamayı, yakan topu , saklambacı...
Hep oyunlardır çocukların aklında kalan
Hep hatırlayandır , çocukça duygularla yaşayan
Hepimiz büyüdük artık...
Sevdiklerimiz uzaktalar...
Ama, İçimizdeki sevgi ile daha güçlü olduk
Yalnız kaldığımızda anılarımız olsun istedik sevgiyle hatırlanan...
Yalnız kaldığımızda hayallerimiz olsun istedik anılarla yoğrulan...
Ve anladık ki, bu yalnızlık bizi biraz daha bekleyecek...



23 Şubat 2016 Salı

DİRENİŞ

Güzel bir gündü. Balkon temizliği yapıyorum...
Bir kutunun içinde gördüğüm çürümüş balkabağı için çok üzülmüştüm...
Unutulmuş... Öylece atılmaya mahkum...
Kaldırmaya çalışırken üst kısmı elimde kaldı...
İçinde gördüğüm manzara karşısında nasılda duygulanmıştım...
kabağın içi açılmış, ayrı bir dünya yaratılmıştı...
Her bir kabak çekirdeği , filizlenmiş bir yerlere tutunmuş,
Yaprak bile vermişti...
Bir çöp sandığım kabak, onlarca kabak olacaktı.
Kendi içinde hayata tutunmuştu,
Düşününce, aslında bitti sandığımız şeyin bitmediğini,
öldü sandığımız sevdiklerimizin kalbimizde yaşadığını,
Yapacak hiçbirşey kalmadığını düşündüğümüzde
Esecek bir rüzgarla yeniden bir hayat başlayacağını öğrendim...
Her şey gözle görülmez,
Gönlünüzle bakın hayata...
Tuba Tünay
KENDİN OL
Bir gezgin ol, denizleri tut avuçlarında...
Köpürsün dalgalar ellerinin sıcaklığında...
Bir martı ol,dalgalardan şekillenen
Kanatların götürsün seni özgürlüğün kalbine...
Bir yolun kıvrımına,
Bir rengin kıyısına,
Bir tepenin ardına...
Güneşin ısıttığı incir ağacının tozlu kokusunda bul kendini yeniden...
Küçük bir kelebek ol, sessiz bahçende
Ürkek çiçeklerin üzerine kon,
Arılardan sakınarak kendini...
Ya da bir arı ol, kelebekler vadisinde...
Nerelere sığayım diye düşün dur gün boyunca.
Bir sincap ol mesela !
Kurumaya mahkum ormanında,
Tutunmaya çalış hayatın dallarından birine.
Yahut o dal !
Kızgın bir rüzgar tarafından kırılıversin sinsice...
Düşün o zaman susuzluğunu...
Ve bu suskunluğunu düşün şimdi.
Güneş ol...
Yak etrafında ne varsa
Bir bulut gelip, seni örtüverince
Ve kalkanın olunca apansız,
Koşar adımlarla kaç şimdi yağmurumdan...
Bir korku ol şimdi de...ağla düşünemediklerin için
Yağmurumdan daha hızlı akıt gözyaşlarını içine !
Ve bir düşünce ol insanlığın karanlık kafasında,
Bir ışık ol...
Ruhunun derinliklerine inen,
Kalbinde duygu barındırabilen,
Sadece kendi olmayı becerebilen bir insan ol...
Öyle bir insan ol ki,
Bir gezginin hayattan aldığı keyif gibi,
Keyif almayı öğren hayattan
Değiştirmeye değil, geliştirmeye yönelt doğru fikirlerini
Tüm evren seni sevsin,
Sen de tüm evreni.
TUBA TÜNAY

21 Şubat 2016 Pazar

GÖREMEYENLER

Şehrin tam ortasında , sanki bir o kadar da dışında gibi bir baraka çıktı karşımıza...
Kapının önünde yani yolun kenarında bir masa , bir kaç sandalye ,
bir kanepe ve masanın üzerinde buket buket, saksı saksı çiçekler,
yanındaki ağacın üzerine kondurulmuş plastik çiçekler...
Her yer o kadar iç açıcı ve güzel ki...
Yaşam alanlarını burası yapmışlar, zira evin içi girilemeyecek halde...her yer, sigara izmaritleri... Yaşamdan anladığı tek şey buymuş kendince...
Bembeyaz kabarık saçlı bir bayan sandalye de başı önüne eğik oturuyor ,
hiç konuşmuyor, belki de fotoğrafını çekiyorum diye bana kızabilir düşüncesindeyim...
Yanında eşi , onun gözlerinin bebeklikten beri görmediğini ,
kulaklarının ağır işittiğini söylüyor, biraz anlıyorum ama yine de onunla konuşmak istediğim halde bir türlü cesaret edemiyorum
çok sert duruyor , belki de kendini böyle koruyor...
Etrafı fotoğraflarken, yoldan geçen bisikletli bir adam " Sevim abla nasılsın " diye bağırıyor ...
Adamın sesini duyan Sevim abla, aniden başını kaldırıyor , sert bakışları yumuşuyor, oldukça kalın olan sesiyle gülerek ,
" iyiyim, unutmadın di mi? " diye soruyor,
"Unutmadım , aynısından mı? " diyor adam...
"Evet, valla götürüyom..." Diyor ve gülüyor...
Ben şaşkınım bir o kadar da mutlu...
Hemen fotoğraf çekmeyi bırakıp sohbete başlıyorum , Sevim ablayla...:)
" saçların ne kadar güzelmiş" diyorum seslice...
" sağol " diyor " bak aklında bulunsun " diye devam ediyor...
" çay içtikten sonra, dibinde kalan çayla saçlarımı ıslatıp tarıyorum önceden çok dökülürdü, artık dökülmüyor"
Gülüşüyoruz, "ama bileziklerin de çok güzel sana çok yakışmış" diyorum
" ama altın değil bunlar ,olsun yine de takıyom "diyor...
Evini temizlemeye gelen gönüllü öğrenciler le öyle güzel vakit geçirmiş ki,
" hiç gitmelerini istemedim , onlar varken sigara içmeyi bile unutmuşum" diyor dalgın bir duruşla,
günde kaç paket içtiğini soramadım ama eşi 5 paket olduğunu söyledi...
Artık ayrılmamız gerekiyordu, " hoşçakal" dedim , " yine gelirmisiniz ? " dedi
" geliriz inşallah " dedim , getirdiğimiz meyvayı verirken" ne gerek vardı? Siz geldiniz ya bu yeter di " dediler...
Bu derece güzel gönüllü insanlar olduğu için Allahıma şükrettim...
Önemli olan gönül gözünün açıklığıymış,
Göz olanı görür  sadece...

20 Şubat 2016 Cumartesi

Varlığı bir dert Yokluğu yara

Hep geri giden birşeyler var, hep geri...
Ne ileri bakan bir çift göz, ne sağlıklı bir gülüş...
İçi boş kabuklar, insan beyinleri
Kurumuş gönüller, kupkuru, sert, renksiz...
Çünkü durmuş, atmıyor...
Içimizdeki İnsanca duygularımız var oldukça insanız,
Hayattaki en büyük ölçüm aracı "PARA" sayılırken,
İnsanlığımızı satmayalım...
Bir ağacın gölgesinde olmak gibi değildir, Bir insan gölgesinde yaşamak... Ağacın oksijeni hiç bitmez, Serinliği, koruması, kokusu... Ama gölgesinde olduğun insan Bir çekiliverirse, kala kalırsın gözlerine ışık vurmuş gibi ... Durgun bir deniz , Aynı karanlık su dibi... Bırak ağaç gölgen olsun sen istediğinde Kimsenin kölesi olma Onlar istedi diye... tt
YALIN

Bir ağaç gölgesi gibi değildir
Bir insan gölgesinde yaşamak...
Bir an gelir, biri gider...
Canını yakan
Kavurucu güneş altında kalıverirsin...
tt
Yaşamın kıyısından geçen
Küçücük kağıttan kayıklar,
Dalgaların arasından hüzünleri ayıklar..
tt
GÖRMEK

Çocuktum,
Büyüdüm...
Büyüdükçe,
Kendi kollarımda öldüm...
Tüm derdim tasam oyundu,
Ve kocaman yalan bir oyunun
İçinde döndüm...
KANAT SESLERİ

Senin ki sadece küçücük bir kelebek özgürlüğü
İçinden geçenler neler kimbilir?
Ürkek kanat çırpınışların
Yaşayamadıklarının sesleri belki...
"Eğer bir tek gün daha yaşayabilseydin,
Neler hissederdin " diye
Sordular sana...
"Gerek yok " dedin
" öyle bir yaşadım ki , bir ömre değer " dedin
" bizim bir ömürde yaşayamayıp ,
Senin bir günde yaşadığın ne "
Diye sordular sonra...
Kanatlarını öyle bir gerdin ki,
Gölgesinde tüm canlılar dinlendi.
Ve sonra şöyle dedin...
" ben evreni anladım"
" tüm varlığım ve benliğimle..."
" belki bir gün yaşadım ama , uzun yaşayandan
çok algıladım"
Kendimi tanıdım, kandırmadım...
Mutlu ettim, mutlu oldum...
Sevdim, sevildim...
Ne kadar istediysem o kadar verdi...
Hoşgörülü oldum
Yaradana sığındım
Sonra...
Tüm gücü yerinde olan bir el ,
Kanatlarımdan kavradı beni
Kabullendim...
Kurtuluş yoktu anladım ama...
Anladım ki,yaşamak bir ömür değil, bir anmış...
Anladım ki, sevmek bir an değil , bir ömür boyu yaşamakmış...
tt
DENGE

Hayat hep bir mesafeden bakar insana ...
Kestiremezsin...
Dalgalarla boğuşmak istersin,
Denize girersin
Nefes almak için içine çekersin...
Öfkelenince bağırır
Sevdikçe sesini kesersin...
Ama hep terazinin iki kefesini dengede bırak
Çünkü mutluluk dengeni bulmaktır bu hayatta...
tt
YERÇEKİMİ

Adam uzun yıllardır tiyatro yapıyordu
en iyi yapabildiği şeydi bu
Bir gün fark etti ki oynadığı yüz kendi yüzü değildi
Yere çömeldi dizlerinin üstüne çöktü ve
Çıkarttı yüzündeki gülen maskeyi , yıkadı astı
yarına kuruması gerekiyordu
Düşünceli ve birazda hüzünlü gerçek yüz gelecekten endişeliydi
Masanın başına geçti ve önündeki kağıda yeni bir yüz çizmeye başladı
Aslında olması gereken çizdiğin yüzleri oynamak mı?
Yoksa yüreğinden gelen sese kulak verip onu dinlemek mi?
Önce yüreğiyle duymalı insan, kulaklar sonradan gelir...
Takma maskeyi güzelim yüzüne,
Nasıl olsa düşecek,
Yerçekimi denen birşey var !
tt
Sararmış fotoğraflar içinde dolaştı gönlüm
Çocukluğum ile doldu taştı gözlerim
Elma ağaçlarının tepesinde
Babama görünmemek için döktüğüm terler
Görse kimbilir ne der
Korkusu...
Annemin poğaçası, çaylı keki...
Tümü yüreğimden akan gözyaşları sanki...
Güneşin ısıttığı İncir ağacının tozlu yaprak kokusu
Taze nanenin sarhoşluğu...
Tavukların peşinde koşarken düşürdüğüm terliğim:)
Anneannemlerin komşu çocuğu yakışıklı mı diye bakarken
Üç metreden düştüğüm maydanoz bahçesi...
Zil çalarak geçen yoğurtçudan
evde yoğurt olsa bile almak için yalvarmak...
Çocukluğumun küçük lolipopları:)
Evde huzur varken,
Sevdiklerin yanındayken,
Kahkaha sesleri ile doluyken hayat güzel...
İçinde sevgiyi gerçekten barındırıyorsan sana bayram,
Gönülden seviyorsan sana bayram,
Huzurlu sağlıklı olduğuna şükrediyorsan sana bayram,
Elinde tek bir şekerin varsa bile onun tadını alabiliyorsan sana bayram,
Gözlerin görüyorsa , elin tutuyorsa,
Üstünden geçen leylek sürüsünü görebiliyorsan sana bayram,
İstediğin kadar çoğalt bunları...
Yeter ki gönlünde sevgiyi azaltma !
tt
İnsan yüreğiyle görür, göz olanı görür sadece...

Şehrin tam ortasında , sanki bir o kadar da dışında gibi bir baraka çıktı karşımıza...
Kapının önünde yani yolun kenarında bir masa , bir kaç sandalye ,
bir kanepe ve masanın üzerinde buket buket, saksı saksı çiçekler,
yanındaki ağacın üzerine kondurulmuş plastik çiçekler...
Her yer o kadar iç açıcı ve güzel ki...
Yaşam alanlarını burası yapmışlar, zira evin içi girilemeyecek halde...her yer, sigara izmaritleri... Yaşamdan anladığı tek şey buymuş kendince...
Bembeyaz kabarık saçlı bir bayan sandalye de başı önüne eğik oturuyor ,
hiç konuşmuyor, belki de fotoğrafını çekiyorum diye bana kızabilir düşüncesindeyim...
Yanında eşi , onun gözlerinin bebeklikten beri görmediğini ,
kulaklarının ağır işittiğini söylüyor, biraz anlıyorum ama yine de onunla konuşmak istediğim halde bir türlü cesaret edemiyorum
çok sert duruyor , belki de kendini böyle koruyor...
Etrafı fotoğraflarken, yoldan geçen bisikletli bir adam " Sevim abla nasılsın " diye bağırıyor ...
Adamın sesini duyan Sevim abla, aniden başını kaldırıyor , sert bakışları yumuşuyor, oldukça kalın olan sesiyle gülerek ,
" iyiyim, unutmadın di mi? " diye soruyor,
"Unutmadım , aynısından mı? " diyor adam...
"Evet, valla götürüyorum..." Diyor ve gülüyor...
Ben şaşkınım bir o kadar da mutlu...
Hemen fotoğraf çekmeyi bırakıp sohbete başlıyorum , Sevim ablayla...:)
" saçların ne kadar güzelmiş" diyorum seslice...
" sağol " diyor " bak aklında bulunsun " diye devam ediyor...
" çay içtikten sonra, dibinde kalan çayla saçlarımı ıslatıp tarıyorum önceden çok dökülürdü, artık dökülmüyor"
Gülüşüyoruz, "bileziklerin de çok güzel sana çok yakışmış" diyorum
" ama altın değil bunlar ,olsun yine de takıyorum" diyor...
Evini temizlemeye gelen gönüllü öğrenciler le öyle güzel vakit geçirmiş ki,
" hiç gitmelerini istemedim , onlar varken sigara içmeyi bile unutmuşum" diyor dalgın bir duruşla,
günde kaç paket içtiğini soramadım ama eşi 5 paket olduğunu söyledi...
Artık ayrılmamız gerekiyordu, " hoşçakal" dedim , " yine gelirmisiniz ? " dedi
" geliriz inşallah " dedim , getirdiğimiz meyvayı verirken" ne gerek vardı? Siz geldiniz ya bu yeter di " dediler...
Bu derece güzel gönüllü insanlar olduğu için Allahıma şükrettim...
Önemli olan gönül gözünün açıklığıymış,
Göz olanı görür  sadece...
tubatünay
Yaşamın kıyısından geçen
Küçücük kağıttan kayıklar,
Dalgaların arasından hüzünleri ayıklar..
tt
Güzel bir gündü. Balkon temizliği yapıyorum...
Bir kutunun içinde gördüğüm çürümüş balkabağı için çok üzülmüştüm...
Unutulmuş... Öylece atılmaya mahkum...
Kaldırmaya çalışırken üst kısmı elimde kaldı...
İçinde gördüğüm manzara karşısında nasılda duygulanmıştım...
kabağın içi açılmış, ayrı bir dünya yaratılmıştı...
Her bir kabak çekirdeği , filizlenmiş bir yerlere tutunmuş,
Yaprak bile vermişti...
Bir çöp sandığım kabak, onlarca kabak olacaktı.
Kendi içinde hayata tutunmuştu,
Düşününce, aslında bitti sandığımız şeyin bitmediğini,
öldü sandığımız sevdiklerimizin kalbimizde yaşadığını,
Yapacak hiçbirşey kalmadığını düşündüğümüzde
Esecek bir rüzgarla yeniden bir hayat başlayacağını öğrendim...
Her şey gözle görülmez,
Gönlünüzle bakın hayata...
Güzel bir gündü. Balkon temizliği yapıyorum...
Bir kutunun içinde gördüğüm çürümüş balkabağı için çok üzülmüştüm...
Unutulmuş... Öylece atılmaya mahkum...
Kaldırmaya çalışırken üst kısmı elimde kaldı...
İçinde gördüğüm manzara karşısında nasılda duygulanmıştım...
kabağın içi açılmış, ayrı bir dünya yaratılmıştı...
Her bir kabak çekirdeği , filizlenmiş bir yerlere tutunmuş,
Yaprak bile vermişti...
Bir çöp sandığım kabak, onlarca kabak olacaktı.
Kendi içinde hayata tutunmuştu,
Düşününce, aslında bitti sandığımız şeyin bitmediğini,
öldü sandığımız sevdiklerimizin kalbimizde yaşadığını,
Yapacak hiçbirşey kalmadığını düşündüğümüzde
Esecek bir rüzgarla yeniden bir hayat başlayacağını öğrendim...
Her şey gözle görülmez,
Gönlünüzle bakın hayata...
Tuba Tünay

KENDİN OL
Bir gezgin ol, denizleri tut avuçlarında...
Köpürsün dalgalar ellerinin sıcaklığında...
Bir martı ol,dalgalardan şekillenen
Kanatların götürsün seni özgürlüğün kalbine...
Bir yolun kıvrımına,
Bir rengin kıyısına,
Bir tepenin ardına...
Güneşin ısıttığı incir ağacının tozlu kokusunda bul kendini yeniden...
Küçük bir kelebek ol, sessiz bahçende
Ürkek çiçeklerin üzerine kon,
Arılardan sakınarak kendini...
Ya da bir arı ol, kelebekler vadisinde...
Nerelere sığayım diye düşün dur gün boyunca.
Bir sincap ol mesela !
Kurumaya mahkum ormanında,
Tutunmaya çalış hayatın dallarından birine.
Yahut o dal !
Kızgın bir rüzgar tarafından kırılıversin sinsice...
Düşün o zaman susuzluğunu...
Ve bu suskunluğunu düşün şimdi.
Güneş ol...
Yak etrafında ne varsa
Bir bulut gelip, seni örtüverince
Ve kalkanın olunca apansız,
Koşar adımlarla kaç şimdi yağmurumdan...
Bir korku ol şimdi de...ağla düşünemediklerin için
Yağmurumdan daha hızlı akıt gözyaşlarını içine !
Ve bir düşünce ol insanlığın karanlık kafasında,
Bir ışık ol...
Ruhunun derinliklerine inen,
Kalbinde duygu barındırabilen,
Sadece kendi olmayı becerebilen bir insan ol...
Öyle bir insan ol ki,
Bir gezginin hayattan aldığı keyif gibi,
Keyif almayı öğren hayattan
Değiştirmeye değil, geliştirmeye yönelt doğru fikirlerini
Tüm evren seni sevsin,
Sen de tüm evreni.
TUBA TÜNAY
İnsanoğlu önce kendi içine bir mum yakmalı , aydınlanmalı. ..
İşıldamalı ki, ışığını saçsın ateş böcekleri gibi...
Aydınlıkta bile göremeyenlere yol göstersin...
Duymayanlara kulak olsun...
Anlatamayanlara ses olsun...
Bırakalım artık üç Maymunu oynamayı
Herkes birbirini biliyor...
Batmadan önce yüzmeyi denemek gerek...
Yaşamak aslında bu demek... tt

Atölyemin önüne her gün bir kap mama koyarım. ..
Her gelen kedicik kendi nasibini yer...ve gider...
Arkasından başka bir kedicik ve sonra başkaları. ..
Yiyebilecegin kadarını ye diyor doğa bize ,
aç gözlülüğün kimseye yararı yok...
Kuru bir deniz gibi yaklaştın önce...
Geniş yüreğindeki gizleri açtın sessizce...
Korktun, beni de korkuttun,
Bir yaşam kaybı gibi yaşadın yalnızlığı, yaşattın gizlice...
Bir Deniz dibi gibi,
Soğuk ve karanlık,
Bir yosun gibi alacalı ve tuhaf,
Ölmüş bir balık gibi, korkunç ve gerçek...
Ürperdim birdenbire...
Küçücük bir aralıktan, yüzümü yalayan bir ışık demeti,
Bir sıcaklık, bir meltem...
Tüm korkularım kayıp gitti, duygularım arasından
Güneş çıktı içimde,
Kelebekler dönüyor derinlerimde,
Şimdi vur dalgalarını, göğsüme...
Martıların konsun avuçlarıma...
tubatünay
Hayat,
Hep bir mesafeden bakar  insana.
Bir gözü ileridedir,
Bir gözü geride...
Dalgalarla boğuşmak istersin, denize girersin...
Nefes almak için, içine çekersin...
Öfkelenince bağırır,
Sevdikçe sesini kesersin...
Ama her daim, terazinin kefelerini dengelemeye bak,
Çünkü mutluluk, dengeni bulmaktır, bu hayatta...
Geriye gitmeyen hayatın verdikleri, armağandır sadece,
Unutmazsan bunları dününde ve yarınında,
Hep bir umutla yaşarsın bugününde ve bu hayatta...
tubatünay
Her insan bir kapı hayatımızda...
Ne zaman , ne kadar açılacağını koyduğumuz mesafeler belirler.
Kimileri açılmadan kapanır,
Kimileri aralanır,
Kimileri ise ardına kadar açılır,
Açık kapılarınız çok olsun...
Bir filmin öyküsü bu... 1. Bölüm...
Bütün saadetler mümkündür
Gerçekten mümkündür...
Fotoğraf konusunda uzun yıllar bir deneyim içinde olmama rağmen
Profesyonel ilk deneyimim bu film ile oldu
Ne yapacağımı ?
Nasıl çalışacağımı? Bilmiyorken  kendimi fotoğrafçı olarak film setinin içinde buldum
Tam anlamıyla kendimi buldum !...
Dede (Arif Erkin) çizgili pijamasını giymiş yatagında oturuyor ve Ali (Kemal Uçar )ile
Konuşuyor
Sahne bitiyor Arif bey başlıyor taram taraaam bir klasik müzik mırıldanmaya...
Çok keyifli çok tatlı bir amca, beni güldürüyor
Mutlu ediyor
Bu yaşına rağmen çalışması bana çok büyük bir ışık oluyor...
Makyajı yapılırken bile makyöz 'e beni yaşlandıramazsın uğraşmaaaa ... Diyor
Sahne aralarındaki keyifli sohbeti herşeye değer...
Mimar ve müzisyen olan Arif bey , tatlı sert kişiliği ile büyük renk kattı filme ve bana...
Yıllarca seyrettiğimiz Bizimkiler dizisinin müziğini onun yaptığını öğrendiğimde çok şaşırdım doğrusu...
Her insan bir kapı hayatımızda...
Ne zaman , ne kadar açılacağını koyduğumuz mesafeler belirler.
Kimileri açılmadan kapanır,
Kimileri aralanır,
Kimileri ise ardına kadar açılır,
Açık kapılarınız çok olsun...