3 Eylül 2014 Çarşamba

Çocuktum
Büyüdüm
Büyüdükçe
Kendi kollarımda öldüm
Tüm derdim tasam oyundu...
Ve kocaman yalan bir oyunun
İçinde öldüm...


KANAT SESLERİ
Senin ki sadece küçücük bir kelebek özgürlüğü
İçinden geçenler neler kimbilir?
Ürkek kanat çırpınışların
Yaşayamadıklarının sesleri belki...
"Eğer bir tek gün daha yaşayabilseydin,
Neler hissederdin " diye
Sordular sana...
"Gerek yok " dedin
" öyle bir yaşadım ki , bir ömre değer " dedin
" bizim bir ömürde yaşayamayıp ,
Senin bir günde yaşadığın ne "
Diye sordular sonra...
Kanatlarını öyle bir gerdin ki, 
Gölgesinde tüm canlılar dinlendi.
Ve sonra şöyle dedin...
" ben evreni anladım"
" tüm varlığım ve benliğimle..."
" belki bir gün yaşadım ama , uzun yaşayandan 
çok algıladım"
Kendimi tanıdım, kandırmadım...
Mutlu ettim, mutlu oldum...
Sevdim, sevildim...
Ne kadar istediysem o kadar verdi...
Hoşgörülü oldum
Yaradana sığındım
Sonra...
Tüm gücü yerinde olan bir el ,
Kanatlarımdan kavradı beni
Kabullendim...
Kurtuluş yoktu anladım ama...
Anladım ki,yaşamak bir ömür değil, bir anmış...
Anladım ki, sevmek bir an değil , bir ömür boyu yaşamakmış...



İnsanoğlu önce kendi içine bir mum yakmalı
Aydınlanmalı
Işıldamalı ki,
Işığını saçsın ateş böcekleri gibi ...
Karanlıkta görmeyenlere yol göstersin,
Bilmeyenlere yarenlik etsin...
Duymayanlara gözleriyle anlatsın...
Bırakın artık üç maymunu oynamayı,
Herkes birbirini biliyor,
Birileri bizi gözetliyor...

Hayat hep bir mesafeden bakar insana ...
Kestiremezsin...
Dalgalarla boğuşmak istersin,
Denize girersin
Nefes almak için içine çekersin...
Öfkelenince bağırır
Sevdikçe sesini kesersin...
Ama hep terazinin iki kefesini dengede bırak
Çünkü mutluluk dengeni bulmaktır bu hayatta...
Hayatın içinde birbaşınayım
İçten içe öksüz...
Derinliğine yetim...
Sırtımda tüm ahalinin gürültüsü
İçimde gümbür gümbür yalnızlığım...
Yaprakların rüzgardaki sesi gibi
Kaynıyor damarlarımda kırmızı...

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bir ağaç gölgesi gibi değildir
Bir insan gölgesinde yaşamak...
Bir an gelir, biri gider
Canını yakan
Kavurucu güneş altında kalıverirsin...

8 Temmuz 2014 Salı

Vur duvarlara , vur ... Yüzünü...
Akıp giderken beynin başından,
Vur göğsündeki  Nazlı yüreğini yollara.
Savur kelimelerini boş yere,
Bağır, çağır...
Sakin gözler bakarken sana,
Sen, debelen dur...
Ve vur,
Duygularını yerden yere...
Sonra sor kendine
Nedir bu bendeki mutsuzluk?
Huzursuzluk mu , doyumsuzluk mu?
Sonra da şaşkın şaşkın bak kendine
Bir türlü yüzleşemediğin aynanda...
Ve yalnızlığının sebebini sor sağır yüreğine...
Sevgisizliğini sor yolunu kaybetmiş gözlerine...
Sor ki , cevap alasın
Sor ki , bir derman bulasın
Sen ki , benim yol arkadaşımsın
Sor ki beni , seninle bulayasın...


İnsanlığın çıkarlarına uyanık
Yardıma uyur bir toplum olduğunu
Düşünürsek
Lay lay lom dünyanızda size iyi uykular
Sevgili dünyalılar
Hele de yanınız da ninni söyleyeniniz varsa...
Bir an , çekip karanlığı gözlerime uyumak lazım
Diye düşündüğüm bu dünyada...
Uyanık kalmak
Hem çok kolay
Hem de çok zor galiba...
İnsanlığın, çıkarlarına uyanık olduğu dünyada,
Gerçek uykunun bu olduğu kanaatindeyim...

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Baban giderse,
Kolun gider, acır kalbin  ...
Evindeki gücün gider dayanmaz yüreğin...
Yorgun düşer , yıllar geçer, zaman alır acının azını...
Annen giderse...
Vay haline...
Duvarların yıkılır, ortada kalırsın...
Kalbin kırılır, sesin çıkmaz...
Bacağın gider , takatin kalmaz...
Yüreğin,  yanar yanar yanar...
Kimbilir ne zaman söner...
Hayat yaşanacak bu şekilde belki...
Anlamsızca ve boşlukta...
Ben ki bu kadar kıymetlerini bildiğim halde
Sanki hiç bilmemişim gibi..
Sanki hiç yaşamamışım
Doğmamışım
Şaşkınım...

27 Haziran 2014 Cuma

Bir ağacın gölgesinde olmak gibi değildir,
Bir insan gölgesinde yaşamak...
Ağacın oksijeni hiç bitmez,
Serinliği, koruması, kokusu...
Ama gölgesinde olduğun insan
Bir çekiliverirse, kala kalırsın
gözlerine ışık vurmuş gibi ...
Durgun bir deniz ,
Aynı karanlık su dibi...
Bırak ağaç gölgen olsun sen istediğinde
Kimsenin kölesi olma
Onlar istedi diye...


24 Haziran 2014 Salı

Yolun sonunda bir baraka...
Sesleniyoruz..
Ve bir daha...
Neden sonra içeriden bir ses geliyor korkarak...
Korkma biziz diyoruz...
Gıcırdayarak kapı aralanıyor, aralıktan bakan bir yüz görüyoruz
Hayli hüzünlü hayli harap...
Kapıyı aniden kapatıyor , bekliyoruz sabırlıca ...
Nihayet açıyor artık , korkuyu yenmiş,
hoşgeldiniz diyen bir yüz , anlamak biraz zor...
Hastalığı beyninden,  yüzünde deformasyon , sesinde yılların acısı var
Hem zor durumda, hem çok hasta...
Kendi durumu ne derece zor da olsa da, yine onu düşünüyor...
Canını ...
bir gazete de oğlunun fotoğrafı olduğunu söylüyor
Hızlıca karıştırdığı gazetelerden buluyor fotoğrafı...
Bir grup genç arasında , futbol takımı içinde yakışıklımı yakışıklı bir çocuk...
Ve sonradan ona ait olduğunu öğrendiğim bir kitap duruyor yerde
" sevmek herşeydir"
"Oğluma sahip çıkılsın " , " futbolcu olsun" diyor...
Mutfakta yarım bardak çay ve birkaç zeytin tanesi...
Yarım kalmış bir Menemen , ama yıkanmış düzenli tabaklar...
Dağınık bir oda , belli ki çok önceden toplamaktan vazgeçilmiş
Ama içinde bir bunca yaşam zorluğuna rağmen
Bir babanın isteği , sadece oğlunun geleceği... Onun
İçin canını bile hiçe sayan bir baba ne büyük nimettir...
Yaşarken öğreneceğimiz ne çok şey var, karşımıza neyin çıkacağını kim bilebilir? Benim bir şansım oldu...
Bu evden bir şey öğrendim , iki kelime...
Sevmek herşeydir...

Adam uzun yıllardır tiyatro yapıyordu
en iyi yapabildiği şeydi bu
Bir gün fark etti ki oynadığı yüz kendi yüzü değildi
Yere çömeldi dizlerinin üstüne çöktü ve
Çıkarttı yüzündeki gülen maskeyi , yıkadı astı
yarına kuruması gerekiyordu
Düşünceli ve birazda hüzünlü gerçek yüz gelecekten endişeliydi
Masanın başına geçti ve önündeki kağıda yeni bir yüz çizmeye başladı
Aslında olması gereken çizdiğin yüzleri oynamak mı?
Yoksa yüreğinden gelen sese kulak verip onu dinlemek mi?
Önce yüreğiyle duymalı insan, kulaklar sonradan gelir...
Takma maskeyi güzelim yüzüne,
Nasıl olsa düşecek,
Yerçekimi denen birşey var !

Ördeklerin ayaklarında iki perde varken,
karabatakların ayaklarında üç perde vardır...
Daha derine inebilsinler diye,
Hem güç verilmiş, hem içgüdü...
Bu kadar büyük bir yaratıcı varken,
bizden daha büyük bir güç varken,
biz kime karşı savaşıyoruz?
Şehrin tam ortasında , sanki bir o kadar da dışında gibi bir baraka çıktı karşımıza...
Kapının önünde yani yolun kenarında bir masa , bir kaç sandalye ,
bir kanepe ve masanın üzerinde buket buket, saksı saksı çiçekler,
yanındaki ağacın üzerine kondurulmuş plastik çiçekler...
Her yer o kadar iç açıcı ve güzel ki...
Yaşam alanlarını burası yapmışlar, zira evin içi girilemeyecek halde...her yer, sigara izmaritleri... Yaşamdan anladığı tek şey buymuş kendince...
Bembeyaz kabarık saçlı bir bayan sandalye de başı önüne eğik oturuyor ,
hiç konuşmuyor, belki de fotoğrafını çekiyorum diye bana kızabilir düşüncesindeyim...
Yanında eşi , onun gözlerinin bebeklikten beri görmediğini ,
kulaklarının ağır işittiğini söylüyor, biraz anlıyorum ama yine de onunla konuşmak istediğim halde bir türlü cesaret edemiyorum
çok sert duruyor , belki de kendini böyle koruyor...
Etrafı fotoğraflarken, yoldan geçen bisikletli bir adam " Sevim abla nasılsın " diye bağırıyor ...
Adamın sesini duyan Sevim abla, aniden başını kaldırıyor , sert bakışları yumuşuyor, oldukça kalın olan sesiyle gülerek ,
" iyiyim, unutmadın di mi? " diye soruyor,
"Unutmadım , aynısından mı? " diyor adam...
"Evet, valla götürüyorum..." Diyor ve gülüyor...
Ben şaşkınım bir o kadar da mutlu...
Hemen fotoğraf çekmeyi bırakıp sohbete başlıyorum , Sevim ablayla...:)
" saçların ne kadar güzelmiş" diyorum seslice...
" sağol " diyor " bak aklında bulunsun " diye devam ediyor...
" çay içtikten sonra, dibinde kalan çayla saçlarımı ıslatıp tarıyorum önceden çok dökülürdü, artık dökülmüyor"
Gülüşüyoruz, "ama bileziklerin de çok güzel sana çok yakışmış" diyorum
" ama altın değil bunlar ,olsun yine de takıyorum" diyor...
Evini temizlemeye gelen gönüllü öğrenciler le öyle güzel vakit geçirmiş ki,
" hiç gitmelerini istemedim , onlar varken sigara içmeyi bile unutmuşum" diyor dalgın bir duruşla,
günde kaç paket içtiğini soramadım ama eşi 5 paket olduğunu söyledi...
Artık ayrılmamız gerekiyordu, " hoşçakal" dedim , " yine gelirmisiniz ? " dedi
" geliriz inşallah " dedim , getirdiğimiz meyvayı verirken" ne gerek vardı? Siz geldiniz ya bu yeter di " dediler...
Bu derece güzel gönüllü insanlar olduğu için Allahıma şükrettim...
Önemli olan gönül gözünün açıklığıymış,
Göz olanı görür  sadece...