Şehrin tam ortasında , sanki bir o kadar da dışında gibi bir baraka çıktı karşımıza...
Kapının önünde yani yolun kenarında bir masa , bir kaç sandalye ,
bir kanepe ve masanın üzerinde buket buket, saksı saksı çiçekler,
yanındaki ağacın üzerine kondurulmuş plastik çiçekler...
Her yer o kadar iç açıcı ve güzel ki...
Yaşam alanlarını burası yapmışlar, zira evin içi girilemeyecek halde...her yer, sigara izmaritleri... Yaşamdan anladığı tek şey buymuş kendince...
Bembeyaz kabarık saçlı bir bayan sandalye de başı önüne eğik oturuyor ,
hiç konuşmuyor, belki de fotoğrafını çekiyorum diye bana kızabilir düşüncesindeyim...
Yanında eşi , onun gözlerinin bebeklikten beri görmediğini ,
kulaklarının ağır işittiğini söylüyor, biraz anlıyorum ama yine de onunla konuşmak istediğim halde bir türlü cesaret edemiyorum
çok sert duruyor , belki de kendini böyle koruyor...
Etrafı fotoğraflarken, yoldan geçen bisikletli bir adam " Sevim abla nasılsın " diye bağırıyor ...
Adamın sesini duyan Sevim abla, aniden başını kaldırıyor , sert bakışları yumuşuyor, oldukça kalın olan sesiyle gülerek ,
" iyiyim, unutmadın di mi? " diye soruyor,
"Unutmadım , aynısından mı? " diyor adam...
"Evet, valla götürüyorum..." Diyor ve gülüyor...
Ben şaşkınım bir o kadar da mutlu...
Hemen fotoğraf çekmeyi bırakıp sohbete başlıyorum , Sevim ablayla...:)
" saçların ne kadar güzelmiş" diyorum seslice...
" sağol " diyor " bak aklında bulunsun " diye devam ediyor...
" çay içtikten sonra, dibinde kalan çayla saçlarımı ıslatıp tarıyorum önceden çok dökülürdü, artık dökülmüyor"
Gülüşüyoruz, "ama bileziklerin de çok güzel sana çok yakışmış" diyorum
" ama altın değil bunlar ,olsun yine de takıyorum" diyor...
Evini temizlemeye gelen gönüllü öğrenciler le öyle güzel vakit geçirmiş ki,
" hiç gitmelerini istemedim , onlar varken sigara içmeyi bile unutmuşum" diyor dalgın bir duruşla,
günde kaç paket içtiğini soramadım ama eşi 5 paket olduğunu söyledi...
Artık ayrılmamız gerekiyordu, " hoşçakal" dedim , " yine gelirmisiniz ? " dedi
" geliriz inşallah " dedim , getirdiğimiz meyvayı verirken" ne gerek vardı? Siz geldiniz ya bu yeter di " dediler...
Bu derece güzel gönüllü insanlar olduğu için Allahıma şükrettim...
Önemli olan gönül gözünün açıklığıymış,
Göz olanı görür sadece...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder